Coğrafi işarette atağa geçtik

20 Temmuz Perşembe, 2017
Coğrafi işaret son zamanlarda adından sıkça söz ettiren bir kavram haline geldi. Bir ürünün belirgin bir özelliği nedeniyle kökeninin bulunduğu yöreye ait olduğunun kanıtı, göstergesi anlamına gelen coğrafi işareti yetkili kurumların başında gelen Türk Patent ve Marka Kurumundan Başkan Prof. Dr. Habip Asan ile konuştuk.
Coğrafi işarette atağa geçtik Röportaj: Ercan AKSOY
Kamera: Ekrem ALACAPUNAR
Fotoğraf: Fatih COŞKUN
 
- Coğrafi işaret nedir kısaca bahsedebilir misiniz?
Coğrafi işaret bir ülkenin belli bir coğrafi bölgesinde belli özellikleriyle öne çıkan, farklılaşan tarım veya tarım dışı ürünlere verilen addır. Örnek vermek gerekiyorsa ülkemiz açısından bazı yörelerimizde tarihsel, kültürel sebeplerle -iklim de buna eklenebilir- binlerce yıldan beri belli ürünler (örnek verecek olursak tarım ürünleri) diğerlerinden farklılaştırmıştır ve bu ürünler o ülkedeki bütün insanlar tarafından bilinen ürünler konumuna gelmiştir. Bunlara coğrafi işaretler diyoruz.
Coğrafi işaretler kendi içinde ikiye ayrılıyor: Eğer ürün belli bir bölgede üretiminden son aşamaya kadar tüm aşamalarda bütün özellikleriyle o bölgeye ait ise bunlara “menşe coğrafi işaretler” diyoruz. Örneğin Malatya kayısısı, Aydın inciri, Giresun tombul fındığı. Yok, eğer o coğrafi işaretli ürün o bölgede en az bir özelliğiyle o bölgeyle ilgiliyse, ilişkiliyse diğer özellikleri farklı bölgelerde üretilmesinde bir engel teşkil etmiyorsa buna da “mahreç coğrafi işaretler” diyoruz. Buna da Antep baklavası örnek verilebilir. O anlamda ülkemizde farklı yörelerimizde farklı bölgelerimizde öne çıkan hem mahreç hem de menşe coğrafi işaretlere konu olabilecek pek çok ürünümüz var.
- Coğrafi işaretle işaretleme ihtiyacı nasıl ortaya çıktı?
Tabii bu coğrafi işaretler özel ürünler. Bunların benzeri yine aynı şekilde farklı ürünler olabilir ama az önce ifade ettiğim gibi öne çıkaran unsurlar var. Yüzyıllardan beri gelen üretimlerinin belli olduğu ve bir noktada toplumda halk arasında üne kavuşmuş ürünler bunlar. Üne kavuştuğu için olayın bir kültürel ve tarihi boyutu var; milletler, ülkeler bu ortak değerleri saklamak ister, korumak ister. O anlamda bunların tescil edilmesi belli sisteme göre gelecek kuşaklar için bir bilginin unutulmaması açısından gelecek nesillere aktarılmasıdır. Bir boyutu budur, kültürel önemli bir konudur bunların tescil edilmesi. Diğer bir konu ise bu ürünler eşdeğer ürünlerden farklı olduğu, daha nitelikli, daha ünlü olduğu için -son dönemde bunlarda artış oldu- daha fazla bir ekonomik gelir yaratılabilir mi sorusu ortaya çıktı ve coğrafi işaretlerin tescilleme sistemindeki ikinci önemli sebep de bu oldu. Bunları tescilleyerek daha standart bir yapıya kavuşturmak ve bunların katma değerini artırarak ekonomik pastanın büyütülmesi ve bu üreticilerin bunlardan daha fazla gelir elde etmesiyle ilgili ulusal ve uluslararası sistemler var. O anlamda ifade ettiğim üzere hem kültürel değerlerin korunması için kayıt altına alınması ikinci olarak da bunların ekonomiye katkısının arttırılması ile böyle tescilleme yöntemleri geliştirilmiş.
- Uluslararası çalışmalar da var dediniz. Peki, dünyada nasıl yürüyor bu sistem, Türkiye ile aynı mı? Bu anlamda Türk Patent ve Marka Kurumunun yürüttüğü görevler nelerdir?
Şimdi tabii biz Türk Patent ve Marka Kurumu olarak sadece coğrafi işaretleri tescil etmiyoruz. Bu beş ayrı sınai mülkiyet yani fikri ürün tescilimiz var, patentler var, markalar, tasarımlar. Ama coğrafi işaretler de bunların bir tanesi, en önemlilerinin başında geliyor. Dünyada bunlarla ilgili iki farklı sistem var. Birisi “Sui generis”. Her ülkenin coğrafi işaretlerle ilgili ayrı bir mevzuatı var. Çoğu ülke gibi ülkemiz de bu sınıfa giriyor. Yaklaşık 110-111 ülke böyle bir sistemle, coğrafi işaretleme özgül sistemiyle ilgili mevzuatı olan ülkeler. Türkiye, İspanya, İtalya, Fransa buna örnek verilebilir, Hindistan verilebilir, Pakistan, Brezilya verilebilir; büyük ülkeler. Bir de bu işaretlemeyi markalar mevzuatı altında yapan ülkeler var. Bunlara da en büyük örnek olarak ABD verilebilir. Bu ülkeler azınlıktadır. Dünyada 50 civarında ülkenin bu şekilde ayrı bir mevzuatı yok coğrafi işaretlerle ilgili olarak. Markaların mevzuatı altında bunları kayıt altına alıyor. Ama şunu söyleyebilirim, bu ülkelerin sayıları gittikçe azalıyor. Yaygın olan sistem coğrafi işaretlere özgü sadece bunların tesciliyle ilgili ayrı bir mevzuat geliştirmek ve Meclis’ten geçirmek şeklinde. Bu ülkelerin sayısı daha da artıyor son günlerde.
- Bir ürünün coğrafi işarete sahip olup olmadığını anlamak gibi bir ihtimal var mı? Vatandaşlar bunu nasıl anlayabilecekler? Örneğin geçtiğimiz günlerde Malatya kayısısı coğrafi işaretle tescillendi biliyorsunuz. Bunu vatandaşa duyurmak için kurumunuz bir işlev yerine getiriyor mu? Bir ürünün coğrafi işareti varsa biz bunu nereden anlayabiliriz? Ürünlerde belirleyici bir baskı, logo kullanılıyor mu?
Evet, güzel bir soru. Dünyada bununla ilgili iki türlü sistem var. Bazı ülkeler bir şekilde bunları kayıt altına alıyor ama pazara markete gittiğiniz zaman bu işaret coğrafi işaret midir değil midir bunu bir anda fark edemeyebiliyorsunuz. Eğer bu konuda bilinçli bir tüketiciyseniz belki bilebilirsiniz. Bizim 2017 yılının ocak ayına kadar böyle bir sistemimiz vardı. Uluslararası uygulamalarda mesela Avrupa ülkeleri başta olmak üzere coğrafi işaretli ürünlerin üzerinde özel bir logo yapıştırılır ve bu şekilde vatandaşlar bunu markette gördüğü zaman bu bir coğrafi işaretli üründür der; logosuyla beraber ne aldığını daha iyi bilir. Bizim 10 Ocak 2017 tarihinde yürürlüğe giren yeni sınai mülkiyet kanununda ki bunun alt bir bileşeni coğrafi işaretler mevzuatıdır, bu düzenlemeyi biz de getirdik şu anda. Bunun çalışmaları yapılarak bir yıllık bir geçiş süreci uygulandı. Daha erken zamanda bitirmeyi planlıyoruz. Çok yakın bir zamanda markette ürünler üzerinde coğrafi işaretlerin tescilli olanlarının daha kolay ayırt edilebilmesini sağlayacak logoları göreceksiniz. Şu anda ülkemizde yaklaşık 206 tescilli coğrafi işaret var. Piyasada şu anda bu ürünler satılmakta, arz edilmekte. Yakın bir zamanda bunların üzerinde bu tescilli coğrafi işarettir logosunu göreceğiz ve böylece aldığınız ürün coğrafi işaret tescilli midir değil midir bunu görmüş olacağız. Tabii diğer taraftan bu logo ona bir de bir markalaşma değeri katacak hiç kuşkusuz. Vatandaş sadece coğrafi işaretli ürünü tanımış olmayacak, daha güvenilir bir şekilde neyi aldığını, neyi tükettiğini bilecek.
- Bir ürünün coğrafi işarete sahip olması durumunda, örneğin Antep baklavası, yalnızca Gaziantep’te mi üretilmiş olması gerekiyor yoksa aynı şartlar ve kalite altında başka bir şehirde üretildiğinde de yine o Antep baklavası sınıfına giriyor mu, bunun şartları nelerdir?
Evet, konuşmamın başında ifade ettiğim üzere coğrafi işaretler iki ayrı sınıfta değerlendirilir. Birinci tür menşe coğrafi işaretler. Bu coğrafi işaretlerde ürünün bütün özelliklerinin o bölgede uygulanması gerekir, üretim aşamalarının tamamının o bölgede olması gerekir. İşte Malatya kayısısını örnek verdik. Malatya kayısısını gidip Aydın’da, İzmir’de yetiştiremezsiniz. Malatya’nın başvuruda belirtilen coğrafi sınırları içerisinde ve o yöntemlere göre bunu üretmeniz gerekiyor. Ama sizin de sorunuzda ifade ettiğiniz Antep baklavası bir menşe değil bir mahreç işaretine sahiptir. Bu ne demektir? En az bir veya daha fazla özelliğini Antep’ten alması gerekiyor. Nasıl alıyor bunu? Onun belli bir pişiriliş yöntemi var, şerbetleme yöntemi var ustaların bildiği. O özellikleriyle o bir Antep baklavasıdır ama diğer bileşenlerini; fıstığını, ununu veya tereyağını vs. temin etmek koşuluyla Antep baklavasını ülkenin farklı illerinde İstanbul’da, Ankara’da, İzmir’de hatta ülke dışında üretip yine Antep baklavası coğrafi işaretlemesini kullanabilirsiniz. Ancak bunların da denetlenmesi gerekiyor hiç kuşkusuz. Yani aynı koşullarda üretilmesi gerekir ve Antep’te bizim tescilini verdiğimiz baklavayla aynı lezzet ve tatta olması gerekir.
- Bu denetimi kimin yapması gerekiyor?
Şimdi normalde coğrafi işaret başvurusu yapıldığı zaman ki bu başvuruları genellikle sivil toplum kuruluşları, valilikler, belediyeler yapıyor çünkü coğrafi işaretler anonim bir haktır. Bunlar diğer patent, marka gibi kişisel haklar değil, halkın hepimizin haklarıdır. Bu başvuru yapıldığı anda coğrafi işaret başvurusunda pek çok unsur var. İşte coğrafi işaret nasıl yapıldığı, yetiştirildiği tarım ürünüyse, o anlatılır sistematik bir şekilde. Diğer taraftan onunla ilgili görsel resimler konur, tarihsel bilgiler vardır. Neden bunun coğrafi işaretli olması gerektiğinin ispatlanması gerekiyor. Eski bilgi belge her türlü evrak bu başvuruda kullanılır. Bu başvurunun içinde bu bilgilerin yanında bir de denetim kısmı anlatılır. Bu coğrafi işaretli ürün bu şekilde üretilir ve bir denetim jürisi, komisyonu yazılır başvuruda. Zaman zaman bu komisyon ya o coğrafi işareti üreten üretici birlikleri olur, işte baklavacılar derneği üyeleri, sanayi ve ticaret odasından bir temsilci olur, il tarım müdürlüğü temsilcisi olur veya Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı il müdürlüğünden bir uzman olur. Başvuru aşamasında bunlar yazılır ve her yıl veya işte daha önceki mevzuatta 10 yılda birdi şimdi onu bir yıla indirdik, bizzat üreticilerin yerine giderek numune alarak onun üretime uyup uymadığı denetlenir. Mutlaka başvurularda bu vardır. Ancak son zamanda bu uluslararası mevzuatın da getirdiği, Türkiye’nin de Avrupa Birliği (AB) ile uyum sürecinde müzakere eden bir ülke olması hasebiyle daha akredite denetleme kuruluşları bu konuyla ilgili görevlendirilmiştir. Türkiye’de tarım ürünleriyle ilgili ki coğrafi işaretler çoğunlukla tarım ürünleridir yüzde 70 oranında ama bunun dışında ürünler de vardır el sanatları, dokumacılık gibi. Örneğin Devrek bastonu da bir coğrafi işarettir, tarım ürünleriyle ilgili olarak denetim kendi başvurusunda vardır ama bu yetki son dönemde Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığına verilmiştir. Tarım ürünleriyle ilgili Bakanlığımızın akredite laboratuvarlarında yetkin kişiler bizzat rastgele haber vermeden de gidip coğrafi işaretleri denetleyebiliyor, üretim kurallarına göre yapılıyor mu diye. Bu şekilde AB’ye uyum sürecinin getirdiği böyle bir zorunluluk var. O anlamda hem kendi denetim sistemi var ama Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının kanunen görevlendirdiği bir denetim sistemi de var. Biz bunu daha da geliştirmek istiyoruz. Bu denetim konusu önemli bir konu. Bununla ilgili olarak önümüzdeki yeni kanunun da getirmiş olduğu zorunlulukla daha etkin işleyen bir denetim sistemini Türkiye’de oturtmak istiyoruz.
- 206 tescilli coğrafi işaret var dediniz Türkiye’de. Birçok tarımsal ürünümüz var sizin de bahsettiğiniz gibi, daha girmesi gereken, planlanan vardır tarımsal ürünlerimizden. Bunlar için nasıl bir çalışma yapmak gerekiyor, sizin kurumunuza, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığına ya da kamuoyuna düşen görevler nelerdir, ne tarz girişimlerle ürünlerin coğrafi işaret alması konusunda ilerleme kaydedilebilir?
Biz tabii özellikle bu 2017 yılında son derece etkin bir çalışma yöntemi geliştirdik ve son dönemde 50’nin üzerinde yeni coğrafi işaret başvurusu yapıldı. Şu anda tescilli coğrafi işaretlerin, sizin de ifade ettiğiniz gibi 206, yaklaşık 321 coğrafi işaret başvuru işlemleri devam ediyor. Bunlar da tamamlandığı zaman toplam tescilli coğrafi işaret sayısı 500’ü geçmiş olacak. Bu süreçte Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı ile beraber çalışıyoruz. Özellikle gıda ürünleriyle ilgili, tarımla ilgili coğrafi işaretlerin uygunluğu Tarım Bakanlığına yazıyla soruluyor. Orada ilgili genel müdürler, uzmanlar tarafından “Evet bu bir coğrafi işarettir bu alanda” şeklinde bir yazıyla dönüldükten sonra tescil tamamlanıyor. O anlamda kurumumuz ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı beraber çalışıyor. Diğer taraftan 2015 yılında yürürlüğe koyduğumuz iki strateji belgesi var. Birisi Fikri ve Sınai Mülkiyet Hakları Strateji Belgesi, diğeri de Coğrafi İşaretler Strateji Belgesi. Bunlar Yüksek Planlama Kurulu’nda kabul edilmiş, yürürlükteki strateji belgeleri. Burada da pek çok eylem var. Yani farklı kurum ve kuruluşları Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, bizim kurumumuz ve diğer ilgili bütün paydaşların beraber çalışmasını gerektiren farklı eylemlerimiz var ve bu eylemler yerine getirilerek coğrafi işaret tescilleri daha da fazla arttırılıyor, denetim sistemi daha da güçlendiriliyor.
“2 bin 500 yöresel değerimiz var”
Mesela 2017 yılının ikinci yarısında biz en az 100 yeni tescil hedefi koyduk. Toplam tescillere şu an bakarsanız 206, hemen hemen bunu yüzde 50 arttırıyoruz 2017 yılının ikinci yarısında ve 300 sayısını 2017 yılının sonunda aşacağımızı öngörüyoruz. Yine 321 işlemleri devam eden coğrafi işaret var. Bunların başvuruları da tabii çeşitli aşamalarda. Kimisinin şekli eksikliği var onları tamamlattırıyoruz, kimisi yayın aşamasında. Bunları da hızlı bir şekilde tamamlayarak bir kere bu 500’ün tamamını bitirmek istiyoruz. Ama onun ötesinde Türkiye’de valiliklerle yaptığımız ön çalışmada -böyle bir anket çalışması şeklinde, üniversiteyi de kattık- Türkiye’de en az 2 bin 500 civarında yöresel değerimizin olduğunu tespit ettik. Yani farklı illerimizin şu an tescil edilmeyen 2 bin 500 civarında -2 bin civarında, 500’ünün geldiğini düşünürsek- bunların da tesciliyle ilgili olarak çok yoğun çalışmaya devam ediyoruz. Farklı etkinlikler, çalıştaylar yapılıyor, yöresel fuarlar düzenleniyor coğrafi işaretlerle ilgili olarak. Üniversitemizle beraber çalışıyoruz. Yani bu sayının daha da arttırılması yönünde yeni kanunun da getirdiği bazı avantajlar var. Mesela daha önce coğrafi işaret tescilinde en önemli maliyet unsuru ulusal gazetelerde yayın koşuluydu. Bu, zaman zaman 8-10 bin TL’yi bulan bir maliyetti. Şimdi onu tamamen kaldırdık. 6 ay askıda kalma süresi vardı onu 3 aya indirdik. Hem süre kısaldı hem maliyet azaldı ve biz bunun etkisini hemen şu anda görmeye başladık. Bakanlıklar arası iyi bir eşgüdüm, diğer paydaşlarla beraber maliyetlerin sıfırlanması, askı süresinin yarıya inmesiyle bütün bunlara farkındalık da oluştu. Önümüzdeki aylarda yıllarda bu sayıların çok fazla artacağını öngörüyoruz.
Coğrafi işaret logosu geliyor
- Tanıtıcı bir unsur olarak logo çalışması yaptığınızdan bahsettiniz. Coğrafi işaretler sizce vatandaşlar tarafından yeteri kadar biliniyor mu? Bunun daha da yaygınlaştırılması, vatandaşlarda bu bilincin oluşturulması için kurumların üzerlerine düşen görevler nelerdir?
Hiç kuşkusuz tabii Türkiye büyük bir ülke, ülkemiz küçük bir ülke değil. Coğrafya da büyük. 81 il, 80 milyona yakın insan, çok farklı bölgeler coğrafi olarak. Kuzey farklı, güney farklı, doğu farklı, batı farklı. Böyle bir ülkede biz istediğimiz farkındalığa eriştiğimizi söylersek doğru söylemiş olmayız. Ama son yıllarda bu konuda önemli mesafeler aldığımızı söyleyebilirim. Az önceki rakamlar da bunu gösteriyor.
Bu konuda halkımızda yeterli bir farkındalık yok bunu açık bir şekilde söyleyebilirim fakat artan bir farkındalık vardır. İşte en son belki ona da değinmek gerekiyor, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanımız Sayın Faruk Çelik’in de katılımıyla çok güzel bir etkinlik gerçekleştirildi. Burada Malatya kayısısının AB’de tescil belgesi alındı. Az önce konuştuğumuz konular coğrafi işaretlerin ulusal tesciliyle ilgili. Bir de bunları ondan sonra uluslararası alana taşımak gerekiyor.
Malatya kayısısına AB’den coğrafi işaret
En son Malatya kayısısının tescil işlemleri tamamlandı. AB komisyonuna yapılıyor bu başvuru. Daha önceden Aydın inciri ve Antep baklavası tamamlanmış durumdaydı. Şu anda 3 tane tescilli işaretimiz var ama 9 tane de işlemleri devam eden mevcut. Bunların içerisinde Kayseri mantısı, pastırması, diğer taraftan Afyon pastırması ve sucuğu, Aydın kestanesini örnek verebilirim. Toplam 10’a yakın başvurusu yapılmış AB komisyonunda ve bunlar tamamlanınca 12’ye ulaşmış olacağız. Biz bir taraftan ulusal başvuruları arttırıyoruz bir taraftan da uluslararası başvuruları arttırıyoruz. Hiç kuşkusuz bu ürünlerin uluslararası pazarlara taşınması son derece önemli. Halkın bilinçlendirilmesiyle ilgili yeterince bir bilinç düzeyi yok ama son dönemde özellikle bakanlarımızın bu şekilde bunların PR’ını yapması ki Bakanımız Faruk Çelik orada ifade etti yakın bir zamanda Malatya’ya gidip işte belki de bunları uluslararası pazarlara nasıl taşırız diye çalışılmalı diye. Bunlar da hiç kuşkusuz farkındalığın artmasına katkı sağlayacak. Biz yine sivil toplum kuruluşlarıyla, üniversitelerle, sizlerin katkısıyla örnek olarak televizyonlarda bunların anlatılmasıyla inşallah amaçladığımız hedeflere ulaşacağız. Çünkü bu önemli bir konu.
“Yıllık 200 milyar Euro’nun üzerinde katma değer oluşturuyor”
Konuşmamın başında ifade ettiğim üzere coğrafi işaret bir ülkenin sadece kültürel, tarihsel değerlerini kayıt altına almakla kalmıyor ülkeler bunu bir zenginleşme aracı olarak kullanıyor. Yıllık yaklaşık 200 milyar Euro’nun üzerinde katma değer oluşturuluyor. Sadece Avrupa Birliği’nde 50 milyar Euro’luk bir katma değer yaratılıyor, ağırlıklı olarak İspanya, Fransa, İtalya tarafından. Ülkemizin de bu konuda çok büyük potansiyeli var. Kırsal kalkınmayı güçlendiren bir araç bu. Zaman zaman hep konuştuğumuz konu nedir? Kırsaldan şehirlere olan göç ki bunu istemiyoruz. Tarım azalıyor, hayvancılık azalıyor. Coğrafi işaretlerin halkın gözünde farkındalığının artması, daha fazla ekonomik değeri burada yaratmamız halkın köylerini terk etmeyip orada bu ürünleri üretme sonucunu doğurur. Hem daha dengeli bir gelişmeyi sağlarız hem daha doğal ürünlerle besleniriz hem de milli geliri daha fazla arttırırız, dışa bağımlılığımız azalır. Yani bu son derece önemli bir konu. Ben coğrafi işaretlere hele tarımla ilgili olanlarına özellikle katma değeri yüksek tarım ürünleri diyorum. O anlamda ülkemiz de çok zengin. İnşallah daha çok tescil yaparız hem markalaşmasını daha fazla arttırırız, bu işten daha fazla para kazanırız, daha fazla zenginleşiriz.
 
Habip Asan Türk Patent ve Marka Kurumu coğrafi işaret yöresel ürün