'Tarladan sofraya gıda güvenliği'

15 Aralık Cuma, 2017
Gıda ve Kontrol Genel Müdürlüğü her yıl yaklaşık bir milyon denetimle tüketicilerin güvenilir gıdaya ulaşmasını amaçlıyor.
'Tarladan sofraya gıda güvenliği' Türkiye Gıda ve İçecek Sanayii Dernekleri Federasyonu (TGDF) tarafından düzenlenen Gıda Savunması Çalıştayı'nda sektörün önemli isimleri bir araya geldi.
Çalıştayda bir konuşma yapan Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Gıda ve Kontrol Genel Müdürü Muharrem Selçuk, denetimlerle ilgili önemli bilgiler verdi.
Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Gıda ve Kontrol Genel Müdürü Muharrem Selçuk, sahada yaklaşık 6 bin 900 kişilik bir ekiple gıda denetimi yaptıklarını belirterek, "Yılda yaklaşık bir milyona yakın denetim faaliyeti gerçekleştiriyoruz. Yıllık 15 bin civarında idari para cezası uyguladığımız işletme söz konusu." dedi.

Selçuk, Türkiye Gıda ve İçecek Sanayii Dernekleri Federasyonu (TGDF) tarafından düzenlenen Gıda Savunması Çalıştayı'nda yaptığı konuşmada, kamu otoritesi olarak sektörle bir şeyler yaptıklarında faaliyetlerinin anlam bulduğunu söyledi.

Gıda ve Kontrol Genel Müdürlüğü'nün kuruluş sürecinden ve görevlerinden bahseden Selçuk, asıl amaçlarının, "gıdanın üretilmesine kadarki süreci yönetmek" olduğunu bildirdi.

Selçuk, ziraii mücadele ürünlerinin kullanılmasından başlayarak hasat öncesi denetime kadar ürünleri tarlada, bağda, bahçede denetlediklerini ve numune alarak inceleme yaptıklarını kaydederek, aynı şeyi hayvancılıkta da yaptıklarını aktardı.

Dünyada nüfusun gittikçe arttığını ve insanların artık kentlerde yoğunlaştığını dile getiren Selçuk, bu nedenle endüstriyel üretime ihtiyacın arttığını anlattı.

Selçuk, işlenmiş üründen kaçınılması, tüketicinin bahçeden ürünlerini eliyle koparması, ambalajlı ürünlerden kaçınılması gibi tavsiyelerde bulunulduğunu belirterek, bunların zorluğundan bahsetti.

Muharrem Selçuk, "Burada en önemli hadise izlenebilirlik. Siz burada ürünle ilgili bir olumsuzluk yaşadığınızda o ürünle ilgili tarlaya kadar gidebiliyor ve sorunun hangi aşamadan kaynaklandığını biliyorsanız burada izlenebilirliği sağlıyorsunuz demektir. Önemli olan da bu." diye konuştu.

Selçuk, ürünle ilgili bir etiketleme olmadan izlenebilirliği sağlamanın mümkün olmadığını belirterek, "tarladan sofraya gıda güvenliği" anlayışıyla çalıştıklarını vurguladı.
Sürdürülebilir ve etkin bir gıda denetimi sağlamaya çalıştıklarını dile getiren Selçuk, basında genelde yapılan bu güzel faaliyetler yerine olumsuz şeylerin daha fazla yer bulduğunu söyledi.

Selçuk, yemek üretimi yapan firmalarla ilgili ciddi denetimlerinin söz konusu olduğunu, zaman zaman sıkıntı yaşanabildiğini ancak bunların da önüne geçmeye çalıştıklarını bildirdi.

Gıdaya ilişkin gıda mevzuatlarını sektörle birlikte hazırladıklarını 30'a yakın gıda ihtisas alt komisyonlarının bulunduğunu, diğer bakanlıkların ve ilgili kurum ve kuruluşların temsilcilerinin de bu komisyonlarda yer alarak gıda mevzuatına katkı verdiğini söyledi.

Selçuk, Gıda ve Kontrol Genel Müdürlüğü'nün 80'den fazla tebliğinin bulunduğunu, her gıda grubu veya gıda için ayrı tebliğlerinin bulunduğunu kaydederek, şu ifadeleri kullandı:

"Bu çerçevede denetim faaliyeti gerçekleştiriyoruz. Yüzde 2'lik, yüzde 3'lük bir olumsuzluğun tüm sektöre mal edilerek zaman zaman dezenformasyon yapıldığına şahit oluyoruz. Biz sahada yaklaşık 6 bin 900 kişilik bir ekiple gıda denetimi yapıyoruz. Yılda yaklaşık bir milyona yakın denetim faaliyeti gerçekleştiriyoruz. Buradan aldığımız numuneleri analiz ettiriyoruz ve uygun olmayanlarla ilgili idari yaptırım uyguluyoruz. İdari para cezası veya savcılığa suç duyurusunda bulunma. Yıllık 15 bin civarında idari para cezası uyguladığımız işletme söz konusu. Bunların da parasal değeri 73-74 milyon lira civarında."

Selçuk, Türkiye'de zaman zaman kanatlı ve beyaz etle ilgili olumsuz konuşulduğunu belirterek, ancak Japonya'nın Türkiye'den kanatlı et ithalini kabul ettiğini söyledi.

Gıda ve Kontrol Genel Müdürü Selçuk, "Yani Japonya Türkiye'de üretilen kanatlı etinin gıda güvenilirliği açısından risk oluşturmadığını ve güvenilir olduğunu kabul etti. Bu, kanatlı sektörünün hijyen kurallarına uyarak üretim yaptığını ve bu sektörde veteriner ürünlerinin kullanılmasının da ciddi anlamda kayıt altında olduğunu gösteriyor." ifadelerini kullandı.

Ancak Türkiye'de bu sektöre haksızlık edildiğini vurgulayan Selçuk, zaman zaman basından ve bazı hocalar tarafından sektörün haksız şekilde eleştirildiğini vurguladı.
Selçuk, tüketicilerin doğru bilgilendirilmesi konusuna değinerek, etikette içerikle ilgili ne varsa doğruları yansıtması gerektiğini bildirdi.

Sistemsel hata nedeniyle gıdalarda bulaşma olabileceğini ve ürünlerin geri çağrılabileceğini, bunun normal olduğunu dile getiren Selçuk, bir de tağşiş yapıldığını, esas sıkıntının orada olduğunu söyledi.

Selçuk, bilinçli ve kasıtlı tağşiş hakkında bilgi vererek, Gıda Savunması'nın önemine değindi. 

Kar amaçlı tağşişin Gıda Savunması'nın içinde değerlendirildiğini, bu yüzden buna önem verilmesi gerektiğini aktaran Selçuk, bunun ahlaki olmadığını, üreticilerin bilinçli tağşişden de vazgeçmesi gerektiğini vurguladı.

Selçuk, 2012'den bu yana müdürlük olarak tağşiş yapan firmaları kamuoyuna açıkladıklarını hatırlattı.
"Markalı, ambalajlı, etiketli ürünlere güvenin"

Gıda ve Kontrol Genel Müdürü Selçuk, Türkiye'nin dünyanın ikinci bal üreticisi olduğunu anımsatarak, ancak bir dönem özellikle televizyonlarda çok düşük fiyatlarda yüksek miktarlarda bal satılmasının ve bunun çok sık gündeme gelmesinin tüketicide güvenilirlik kaybına yol açtığını söyledi.

Selçuk, "Piyasada markalı, etiketli, ambalajlı ürünleri denetliyoruz. Firma bunun garantisini veriyor, biz de Bakanlık olarak sorumluluğumuz olduğunu kabul ediyoruz. Bu sorumluluk çerçevesinde ürünlerin üzerine gidiyoruz. Markalı, ambalajlı, etiketli ürünleri insanlarımız rahatlıkla alabilir ve tüketebilir. Bunu açıkça söylüyorum." dedi. 

Ürünler hakkında doğru bilgilendirmenin önemine dikkati çeken Selçuk, televizyonlarda konuşan akademisyenlerin bilimsel olmayan beyanatlardan uzak durması gerektiğinin altını çizdi.

Selçuk, ABD'nin özellikle son dönemlerdeki biyoterörden kaynaklanan durumlardan dolayı Gıda Savunması sistemi olmayan işletmelerden ürün almayacağını deklare ettiğini söyledi. 

ABD'li ihracatçıların ithalat yaptıkları firmalardan böyle bir savunma sistemi olmasını ve 2020 yılına kadar bunu tamamlamalarını istediklerini dile getiren Selçuk, şu değerlendirmelerde bulundu:

"Bizim sektörümüz bu konulara alışkın. ISO, TSE ve çok sayıda sertifika ve kriterimiz var. Bizim eksikliğimiz yapmak ve yazmak. Biz yaptığımızı yazmakta biraz imtina ediyoruz. Yazmak yerine de zaman zaman söylüyorum bunu kitabına uydurmayı tercih ediyoruz. Burada kitabına uydurmayacağız, kitaba uymamız lazım. 2020 yılına kadar bu konu üzerinde çalışma yapmamız lazım. Bu, ülkemize gıda güvenliği anlamında ülkemize ilave katkı sağlayacak. Sorun ortaya çıktıktan sonra değil de sorun çıkmadan neler yapabileceğimizi konuşmalıyız. Önleyici tedbirler almalıyız."

TGDF Başkanı Şemsi Kopuz, bugün, biyoterör, biyogüvenlik ve gıda biyogüvenliği kavramlarının artık hiç kimseye yabancı olmadığını belirterek, gıdaların güvenli tüketimi için üretimden tüketime kadar tüm süreç boyunca, olası risk ve tehditlere karşı korunmasının büyük önem taşıdığını söyledi.

Kopuz, bu tehdit ve risklerin, işletme içinde gelişebileceği gibi işletme dışından da kaynaklanabildiğini dile getirdi.

Türkiye'nin dış ticaretinde önemli bir yere sahip olan ABD'nin, bütüncül bir gıda savunması ihtiyacına cevap verecek Gıda Güvenliği Modernizasyon Kanunu'nu uygulamaya koyacağı bilgisini veren Kopuz, artık bir Gıda Savunması planı olmayan firmaların ABD'ye ihracat yapamayacağını vurguladı.

Kopuz, "Gıda Savunması, sadece ABD'ye değil, diğer ülkelere gıda ihracatında da artık bir ön koşul haline gelmiş durumda." dedi.

Gıda Savunmasının sadece ihracat için değil güvenli gıda tüketiminin önündeki her türlü risk ve tehdidin bertaraf edilmesi için de önemli olduğunu dile getiren Kopuz, askeri birliklerde ve öğrenci yurtlarında yaşanan yemek zehirlenmelerinden bahsetti.

Bu örneklerin, gıdaların güvenli olarak tüketimini sağlamak üzere bir Gıda Savunması planının olması gerektiğini ortaya koyduğunu aktaran Kopuz, TGDF'nin bu konuyu öncelikleri arasında bulundurduğunu anlattı.

Kopuz, bu konuda gıda sanayisindeki firmaların tedbir aldığını ancak işin sadece üretimle ve gıdaların uygun koşullarda marketlere ulaştırılmasıyla bitmediğini belirterek, şu değerlendirmelerde bulundu:

"Tüketicilerin gıdaları güvenle tüketmeleri ve herhangi bir sağlık sorunu yaşamamaları için, sürecin diğer aşamalarında da 'Gıda Savunması' başlığı altında toplanan önlemlere riayet edilmesi gerekiyor. Takdir edersiniz ki bu konu, hiçbir kişi ya da kuruluşun inisiyatifine bırakılmayacak kadar önemli. Bu sebeple, Gıda Savunması, kamu otoritesi tarafından bir regülasyon alanı olarak ele alınmalı ve bu iş kurala bağlanmalıdır. Yani kuralı devlet koysun ve kurala uymayanları, kayıt dışı üretimle insan sağlığını hiçe sayanları en ağır şekilde cezalandırsın."

Etkinlikte, ODTÜ Gıda Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hami Alpas, "Gıda Savunması, Nedir-Ne Değildir?" başlıklı sunum yaptı. Alpas, TGDF ile Gıda Savunması konusunda Türkiye'de ve ABD'de yaptıkları çalışmalardan bahsetti.
 
gıda güvenliği gıda kontrol ambalaj denetim