Tavuk ve yumurta tartışmalarına noktayı koydu

21 Aralık Perşembe, 2017
Mustafa Kemal Atatürk tarafından kurulduğu günden bu yana faaliyetlerini aralıksız sürdüren Tavukçuluk Araştırma Enstitüsü’nün müdürü Dr. Serdar Kamanlı yürüttükleri çalışmaları ve sıkça gündeme gelen tavuk ve yumurtayla ilgili tartışmaları WebTarım TV’ye değerlendirdi.
Tavuk ve yumurta tartışmalarına noktayı koydu Haber: Ercan AKSOY
Kamera: Ümit YILDIRIM
Fotoğraf: İbrahim BAĞCI
 
1930 yılında Mustafa Kemal Atatürk tarafından kurulan Tavukçuluk Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü o günden bugüne faaliyetlerini aralıksız sürdürüyor. Ana çalışma konusu ülkemizin ihtiyacı olan ebeveyn ve hibrit yumurtacı tavuk hatlarını geliştirmek olmakla beraber bunun yanında kanatlı besleme ve refahı, kuluçka faaliyetleri, yem hammaddeleri ve katkı maddeleriyle ilgili araştırma yapmak, özel sektörle birlikte proje hazırlayıp onlara yol gösterebilecek çalışmalarda bulunmak ve gerektiği zaman da sektörle ilgili raporlar, brifingler hazırlayarak karar vericilerin hizmetine sunmak.
Tavukçuluk Araştırma Enstitüsü Müdürü Dr. Serdar Kamanlı hem yürüttükleri faaliyetleri hem de son zamanlarda sıkça konuşular hale gelen tavuk ve yumurta konuları hakkında WebTarım TV’ye açıklamalarda bulundu.
Enstitü olarak hali hazırda geliştirdikleri ve tescil ettikleri 3 tane yumurtacı hattı olduğunu belirten Serdar Kamanlı tescil ve Ar-Ge çalışmaları devam eden dördüncüsünün de yakında geleceğini söyledi. Kamanlı, Atak -S ve Atak ismi verilen iki tane kahverengi yumurtacı, bir tane de Atabey isminde beyaz yumurtacının hali hazırda tescilli hattı olduğunu ve bunları üreticilerin hizmetine sunduklarını kaydetti. Damızlık ve hibrit civciv satışını yalnızca işletme belgesi olan üreticilere yaptıklarını belirten Kamanlı şöyle konuştu:
“Damızlık satışımız gün güne gittikçe artıyor. 2017’de 110 bine yakın damızlık sattık bu da ülkemiz yumurtacı damızlık ihtiyacının yaklaşık yüzde 10’u civarına tekabül ediyor. Bakanlığımızın belirlemiş olduğu yönetmeliğe tabiyiz. Yani gelişi güzel damızlık ve hibrit civciv satışı mümkün değil. Sadece Bakanlığımızın belirlemiş olduğu kanatlı bilgi sistemine dâhil olan, işletme belgesi olan işletmelere satış yapabiliyoruz.”
Anadolu-T: Yeni etçi damızlık tavuk
Ülkemizde etlik piliç konusunda bir çalışma olmadığını, bunu ortadan kaldırarak dışa bağımlılığa son vermek için bir çalışma başlattıklarını söyleyen Serdar Kamanlı “Bakanlık olarak kısa sürede çok güzel mesafeler katettik. Bu çalışma Eskişehir’deki Geçitkuşağı Araştırma Enstitümüzün bünyesinde yürütülüyor. İsmi Anadolu-T olarak açıklanmıştı. Önümüzdeki aylarda bunların ebeveynleri özel sektöre verilecek. Bu da çok güzel bir gelişme. İnşallah yumurtacı tavukta olduğu gibi etlik piliç konusunda da dışa bağımlı olma durumumuz ortadan kalkacak.” dedi.
40 günlük piliçler
Dr. Serdar Kamanlı açıklamasında medyada sık sık gündeme getirilen 40 günlük piliçler konusuna da değindi. Kamanlı, bu konuda geçmişteki yetiştirme yöntemlerinin düşünülerek karar verilmemesi gerektiğini, günümüzde güçlü besin değeri olan yemlerle ve hormon kullanılmadan bunun sağlanabileceğini vurguladı.
“Vatandaş bunu köylerdeki tavuklar ya da kendi çocukluğundaki tavuklar gibi düşünüyor. Üç beş ayda 2, 2,5 kilogram canlı ağırlığa gelirken günümüzde 40-42 günde bu canlı ağırlığa gelmesini anlayamıyor. Bir örnek vereyim; bakın bundan yirmi beş otuz sene önce bir tavuk iki yüz kırk, iki yüz elli tane yumurta yumurtlarken günümüzde bu üç yüz yirmi, üç yüz otuzlara çıktı neredeyse; elli iki haftada, bir yılda. Bu etlik piliçte de aynı şekilde. Yani genetik çalışmalar sonucu bu konuda firmalar teknolojinin bütün imkânlarını kullanarak çok büyük çalışmalar yapıyorlar. Zaten bu çalışmaları alelade firmalar yapmıyor, dünya çapında belki bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar genetik firma var. Bunların ellerinde bir sürü hatlar var, bir sürü melezlemeler yapıyorlar ve bu melezlemeler sonucunda da eğer ihtiyaçları karşılanırsa, çünkü 40 günde kesime gelebilmesi için bunların bütün ihtiyaçlarını istediği şekilde ve istediği zamanda mutlaka karşılamanız lazım. Yani burada 42 günde kesilmesi ne bir hormonlu yem veya bir hormon almasını gerektiriyor ne de bir antibiyotik kullanmasını. Bunu geliştiren firmalar bir katalog hazırlarlar; bakım besleme şartları, çevre şartları, aydınlatması, havalandırması hepsini o katalogda belirtirler. Bunları karşıladığınız takdirde tavuk 42 günde kesime gelir.
“Yemlerde hormon yok”
Serdar Kamanlı kullanılan yemlerin içinde hormon olmadığının altını çizerek sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bu yemin içerisinde hormon yoktur, başka bir şey yoktur ama ihtiyacı olan bütün besin maddelerini karşılarsınız genetik ilerlemeden dolayı, bakın tamamen genetik ilerlemeden dolayı, yani dışarıdan herhangi bir müdahale olmadan bu hayvan 42 günde kesime gelebilir ve bu gittikçe gelişiyor. Bundan çok daha fazla düşer mi, ayrı mesele. Yani genetik ilerlemenin sonuna doğru yaklaşıldı diye bilim insanları öngörüyor. Biz de öyle düşünüyoruz. Belki daha iyi gelişmeler olur ama 42 günden de çok fazla geriye düşeceğini düşünmüyoruz. Ama bu gayet normal bir seyir.”
Teknolojinin her aşamada gelişirken bakım, besleme, yemleme şartları ve hayvanların genetik yapılarının da değiştiğini, tüm bunların hepsinin bir gelişme içinde olduğunu dile getiren Kamanlı, “42 günde kesilen tavuğa istediği yemi değil de daha zayıf yemler verdiğinizde bu süre daha da fazla olur. Sadece buğday verdiğinizde bu süre belki bu süre 2,5 3 aya çıkar. Bu tamamen bakım besleme şartlarından ve özellikle yemin kalitesinden, tabii sağlık şartlarından da. Yani hayvanın 42 günde kesilebilmesi için aynı zamanda da sağlıklı olması lazım. Siz ona istediği besini verseniz bile eğer bir sağlık problemi varsa bu 42 günü sağlayamayacaktır. Bütün ideal şartları sağlayabilirseniz o 42 güne yaklaşırsınız.” şeklinde konuştu.
Organik tavuk, gezen tavuk
Dr. Serdar Kamanlı organik tavuk, gezen tavuk kavramlarına da açıklık getirdi:
 
“Her platformda dile getiriliyor, bize soruluyor. Çünkü çok gündemde serbest sistem gezen tavuk. Organik tavukla bir kere gezen tavuğu yani serbesti ayırmak lazım. Organik tavukçuluğun bir mevzuatı var. Organik yemlerle besleneceği gibi tavuğun da belli özellikler sahibi olması lazım ve yetiştirme şartları mevzuatta belirlenmiş. Ama serbest sistem köy tavuğu bu gerçekten biraz suistimale açık. Tamam, serbest sistemin hayvan refahına uygun olduğu düşünülüyor ama şartları düzgün sağlayamazsanız hayvan refahından çok uzaklaşan şartlar da oluşuyor. Sektör için bazı riskler de barındırıyor serbest sistem. Örneğin, bir entegre tesiste örneğin bir milyon tane tavuk var, hemen gelip de onun dibine bir serbest sistem kümes yaparsanız o üreticinin bir milyon tane tavuğunu riske sokmuş olursunuz. Serbest gezen tavuk her türlü yabancı kuşla, haşereyle temas halinde. Onun için biyogüvenlik önlemlerini sağlamak gerçekten çok zor. Tamam, olsun ama bunun mutlaka belli şartları olması lazım.
“Samana gübreye bulaştırılmış yumurtalara dikkat”
Serdar Kamanlı, piyasada özellikle saman ve gübreye bulaştırılan yumurtaların organik yumurta, serbest gezen tavuk yumurtası adı altında satıldığını da belirterek tüketicileri uyardı:
“Pazarda samana bulaştırılmış, üzerinde biraz gübre bulaşığı olan yumurta serbest sistem yumurtası değildir. Niye? Bunun takibi yapılamaz ki nerede, hangi tarihte yumurtlandığı. Bakın marketlerde satılan yumurtanın üzerinde işletme numarası, yumurtlandığı tarih, son kullanma tarihi belli. Bunu takip edebilirsin. Ama o pazarlarda sağda solda satılan yumurtalarda böyle bir şey söz konusu değil. Çünkü takip etmeyle ilgili herhangi bir şey yok.”
Tüketicilerin bu konuda dikkatli davranması gerektiğini vurgulayan Serdar Kamanlı yapılan bazı uygunsuz satışlara da dikkat çekti. Kamanlı, “Bazen bizim de kulağımıza geliyor. Modern tesislerde üretilen yumurtaların gübre bulaşıkları viyolün içine giremezken belki de bunların alınıp serbest sistem köy yumurtası diye satılabilme riski olabilir.” şeklinde konuştu.
Kümeslerde kapalı ortamlarda yetişen ticari yumurtaların doğal olmadığı sonucu çıkarılmaması gerektiğini belirten Kamanlı, “Çünkü serbest sistemde gezen hayvanla onun yediği yemler aynı. Organiği ayırıyorum, organiğin şartları var. Yemin de organik olması lazım ama diğer serbest sistemde konvansiyonel sistemin emin olun ki hiçbir farkı yok şahsi fikrimce. Hatta marketlerde satılan markalı yumurtaların konvansiyonel sistemlerden çok daha sağlıklı olduğunu düşünüyorum.” dedi.
Yumurta sarısının tonu doğal ürünlerle belirlenebiliyor
Serdar Kamanlı yine kamuoyunda yumurta sarısının renginin özel ilaçlarla ayarlandığı iddialarına da açıklık getirdi:
“Bizim halkımız özellikle yumurtanın kabuk rengi ve sarısıyla çok ilgilenir. Belli bir sarı rengi vardır tüketicinin tercih ettiği. Bunu da aslında büyük üreticiler anketlerle belirler, yani en çok hangisinin istendiğini. Ülkemizde biraz daha koyu sarılı yumurtalar tercih edilir. Bakın teknoloji gelişiyor. Hatta doğal ürünler de çok gelişti. Bir sürü bitki ekstratıyla yumurtanın sarısını, açıklığını koyuluğunu yeme katacağınız belli doğal ürünlerle belirleyebilirsiniz. Yumurtanın sarısının rengiyle besleyiciliği arasında çok bir fark yok. Ama yumurta sarısının tonunun illa ki sentetik ürünlerle ayarlanması gerekmiyor. Bir sürü doğal ürün var bitkilerden elde edilen renk maddeleri var, onları yeme kattığınız zaman yumurtanın sarısıyla oynayabilirsiniz.
“Yumurtadaki lekeler zararlı değil”
Yumurtalardaki küçük kırmızı renkli lekelere de değinen Serdar Kamanlı bunun bazı stresli, sıkıntılı ve hastalıklı durumlardan dolayı gerçekleştiğini ifade etti. Hastalıkların yumurtanın sarısının tonunun açılmasına veya koyulaşmasına sebep olabileceğine dikkat çeken Kamanlı “Yumurtayı kırdıkları zaman sarının ya da akın içerisinde bazen lekeler oluşuyor. Buna et kan lekesi denir. Bu da doğal bir durumdur. Hayvan günde yaklaşık bir yumurta yumurtluyor. Zaten bir yumurta da 24-25 saatte oluşuyor. Tabii bu yumurta oluşurken bazen doku parçaları ya da kan pıhtıları yumurtanın içerisine karışabiliyor. Bu sıkıntılı, tehlikeli bir durum değildir, özellikle kahverengi yumurtacılarda beyaz yumurtacılara göre biraz daha fazladır. Ama doğal bir durumdur. Stres, sıkıntı, hastalık dönemlerinde biraz daha artar.” şeklinde konuştu.
“Tavuklar günde 1 kez yumurtlar”
Tavukların hormonla ya da ışık koşullarıyla oynanarak günde birden fazla yumurtlatıldığıyla ilgili de bilgi kirliliği olduğunu ifade eden Kamanlı, bu konuyla ilgili de tüketicileri rahatlatan bir açıklama yaptı:
“Çok yanlış bir inanış var. Bazen ben çok üzülüyorum. Bilim adamı olduğunu iddia eden insanlar aydınlatmayla şunla bunla günde 3 yumurta yumurtluyorlar diye iddia ediyorlar. Arkadaşlar bakın, günde bir yumurtayı devamlı alabilirsek bizim ana hedefimiz odur. Günde 1 yumurta. Tavuk altı gün yumurtlar bir gün mutlaka ara verir. Zaten her gün yumurtlasa yılda 360 tane yumurta elde edilmesi lazım. Bu mümkün değil. Üç yumurtaymış, iki yumurtaymış yani bunların hiçbirinin bilimsel esası ve dayanağı maalesef yok.”
Tavukçuluk Araştırma Enstitüsü Müdürü Dr. Serdar Kamanlı son olarak da marketlerde satılan, markalı, üzerinde tescil numarası olan, yumurtlama tarihi olan yumurtaların sağlıklı yumurtalar olduğunu hatırlatarak bunların haricindeki etiketi olmayan, üzerinde gübre bulaşığı olan yumurtalara dikkat edilmesi ve temkinli yaklaşılması gerektiğini vurguladı. Kamanlı “Bu köy yumurtasıdır diye satılan yumurtalara hiç kimse garanti veremez. İlla ki kötüdür demiyorum. Bakın bunun tespiti olmaz, garantisi olmaz. Ama öbür taraftan o yumurtada bir sıkıntı çıkarsa götürüp hesap sorabilirsiniz. O da aldığı üreticiden hesap sorabilir. Yani mutlaka izlenebilir olması çok önemli. Marketlerde satılan markalı yumurtaları gönül rahatlığıyla yiyebilirler, şahsen ben de öyle yapıyorum.” dedi.
 
Tavuk organik tavuk gezen tavuk yumurta organik yumurta Serdar Kamanlı tavukçuluk araştırma enstitüsü