‘Türkiye buğdayda net ihracatçı”

10 Nisan Salı, 2018
Toprak Mahsulleri Ofisi Genel Müdürü İsmail Kemaloğlu, buğday ithalatı ile ilgili yanlış bilinenlere açıklama getirdi : “ Türkiye buğdayda net ihracatçı, onu söyleyebiliriz tereddütsüz. Türkiye buğdaya dayalı mamül ihracatında dünyada ilklerde olan bir ülke. Türkiye iç tüketimi için buğday ithal etmiyor. Aksine bazı içerideki buğdayı işleyip ihraç ediyor. Türkiye bugün dünyanın 1 numaralı un ihracatçısı ”.
‘Türkiye buğdayda net ihracatçı” Haber: Ayşe Gül ULUCAN ŞAHİN
Kamera: Ekrem ALACAPUNAR
Fotoğraf: İbrahim BAĞCI

Toprak Mahsulleri Ofisi Genel Müdürü İsmail Kemaloğlu, Toprak Mahsulleri Ofisi’nin 1938 yılında kurulduğunu belirterek, kurumun esas görevinin hububat denilen; buğday, arpa, yulaf, çavdar, çeltik gibi ürünlerin piyasasını düzenlemek olduğunu kaydetti. Bunun yanında TMO’nun kendine has özel bir ürünü olduğunu vurgulayan Kemaloğlu, bunun haşhaş olduğunu söyledi.

WEB Tarım TV olarak, TMO Genel Müdürü İsmail Kemaloğlu’ndan, hububat, fındık, haşhaş ve kuru üzüm alımlarıyla ilgili merak edilen konular hakkında bilgi aldık.

İsmail Kemaloğlu, buğday ithalatı ile ilgili yanlış bilgilerin olduğunu belirterek, “Türkiye’yi konuşurken konuya çok iyi hakim olmayanlar şu ifadeyi kullanıyor: Türkiye buğday ithal eden bir ülke oldu. Yok böyle bir şey. Çok net söyleyim size. Türkiye buğday ihraç eden bir ülke. Ama Türkiye’yi değerlendirirken şöyle değerlendirmek lazım: Türkiye yılda ortalama 4 milyon ton buğday ithal ediyor. Niye ithal ediyor? Türkiye bugün dünyanın 1 numaralı un ihracatçısı. 2. Sırada makarna ihracatçısı. İlk 3’te bulgur, irmik, bisküvi ihracatçısı. Bu ürünler Türkiye’nin toplam tarımsal ihracatında 2. Sıradadır. Birincisi fındıktır, 2 milyar dolara yakın. Türkiye net fındıktan ihraç geliri elde eder. Ondan sonra un diye başlar. Türkiye bu ithalatı buğdayı tamamen işleyip, ihraç etmek için ithal ediyor. Dahilde işleme rejimi diye bir sistem var. Çünkü Türkiye’de buğday fiyatları yurt dışına göre daha pahalı. Dünyada 200 dolar olan bizde 270 dolar. Şimdi doğal olarak sektöre sen 270 dolara buğdayı al işle, Avrupalının 200 dolara aldığıyla rekabet et derseniz, bu iktisadi değil. O adamın onunla rekabet edebilmesi için aynı şartlarda hammaddeyi satın alabiliyor olması lazım. Dahilde işleme sistemi böyle bir şey. O manada Türkiye, dünyanın bugün en büyük ilk sıralarda hububat mamül ürünlerini ihraç eden ülkesi. İlginç bir gelişme var son yıllarda, Türkiye bu ihracatı yaparken, bir kısım içerideki ürünle kullanarak yapıyor aslında. Tamamını ithal hammaddeyle yapmıyor. Bir örnek vereyim; Türkiye bugün 1 milyon ton makarna ihraç ediyor. Ama karşılığında bu 1 milyon ton makarna için ihracatçının kullanması gereken buğday 1 milyon 650 bin ton civarında. Türkiye sadece 600 küsur bin ton makarnalık buğday ithal etmiş. Bu ne demek? 1 milyon tona yakın buğdayı içeriden almış kullanmış ihraç etmiş. Yani söylenenlerin aksine, Türkiye iç tüketimi için buğday ithal etmiyor. Aksine bazı içerideki buğdayı mamülü işleyip ihraç ediyor. Böyle bir durumdayız. Bu bir ticaret. Biz Türkiye’yi hep bir tarım üssü, tarımda bir köprü, bir geçiş noktası böyle görüyoruz. Türkiye yakın ülkelerden hammaddeyi getirebilir, burada işler, katma değer katar, başka ülkelere ihraç eder. Pazarın önemli bir kısmı da bize yakın. Irak, Suriye işte bu bölgelerde ciddi bir un ve unlu mamul pazarı var. O manada Türkiye buğdayda net ihracatçı, onu söyleyebiliriz tereddütsüz. Türkiye buğdaya dayalı mamül ihracatında dünyada ilklerde olan bir ülke” dedi.

TMO Genel Müdürü Kemaloğlu şunları söyledi: “Bunun dışında Bakanlar Kurulu TMO’ya zaman zaman görevler verebiliyor. Mevzuatımız buna da uygun. Bizim kamuoyunda çok duyulmayan çok önemli bir görevimiz, uluslararası arenada un hibeleri. Suriye, Filistin, Sudan gibi değişik ülkelere zaman zaman görevlendirmeler kapsamında un hibeleri yapıyoruz. Yine Bakanlar Kurulu’nun verdiği görevler kapsamında geçen yıl fındık müdahale görevi, kuru üzüm müdahale görevi verildi.”

Kemaloğlu şöyle devam etti: “Aslında hububat dediğimiz şey, Türkiye’de yaklaşık 2 milyona yakın çiftçinin fiilen faaliyet yürüttüğü, Türkiye’de ekili olan olarak baktığınızda yüzde 70’e yakın bir alan. Hububat ekili alan olduğu göze alındığında, TMO Genel Müdürlüğü’nün Türkiye sathında fiziken müdahale alanına girmeyen il, 3-5 adettir. Rize’de çay var, TMO’nun müdahale alanı dışında. TMO Genel Müdürlüğü ana üretim alanı hububat olarak düşündüğümüzde, fındığı da dahil ettiğimizde Türkiye’deki çiftçimiz için vazgeçilmez, çok önemli bir kurumdur diye özetleyebiliriz.”

Çiftçi varsa TMO vardır

Kemaloğlu, her yıl olduğu gibi 2017 yılında da hasatla birlikte piyasayı yakından takip ettiklerini belirterek,  2017 yılı ile ilgili genel bir değerlendirmede bulundu: “TMO Genel Müdürlüğü her ürüne her an fiyat açıklayarak müdahale etmiyor. Bazen o ürün kendi seyrinde işliyor, çiftçi lehine çiftçi avantajına piyasa işliyorsa, beklemeyi tercih ediyor. Mesela, geçen yıl biz arpa ürünü için müdahale fiyatı açıklayıp, müdahale etmedik. İhtiyaç olmadı. Çiftçi daha iyi fiyatlara ürününü pazarlama imkanı buldu. Geçen yıl TMO ülkemiz çiftçisinden 2 milyon ton civarında buğday satın aldı. 200 bin ton civarında mısır satın aldı. Toplamda baktığınızda, 2 milyon TL’ye yakın hububat için ülkemiz çiftçisine ödeme yaptık. Fındık ve kuru üzüm görevi verildi. Toplama baktığınızda TMO, geçen yıl ülkemiz çiftçisine 3,5 milyar TL gibi bir ürün bedeli ödedi. 2 milyon 250 bin ton gibi buğday, mısır ile 140 bin ton civarında fındık, 5 bin ton civarında kuru üzüm satın aldı. Kendi alanına giren ürünlerle ilgili piyasa düzenleme görevini yerine getirdi. Bizim işimiz esas anlamda piyasaları düzenlemek. Çiftçinin ihtiyacı olduğu zamanda devreye giriyoruz. Piyasada fiyatlar işliyor, çiftçi memnun edici bir fiyatla ürününü satıyorsa takip etmeyi tercih ediyoruz. Bir taraftan tabi 81 milyon tüketiciye karşı sorumluluğumuz var. Arz-talep dengesi ihtiyaç olduğunda ürünlerimizi satışa açıyoruz. İthalat yapıyoruz, onunla piyasadaki ihtiyacı telafi ediyoruz. Bu kapsamda geçen yıl bizim için genel anlamda baktığınızda çiftçi memnuniyetinin olduğu bir yıl diyebiliriz. Çiftçi memnunsa, TMO da memnundur. Zaten çiftçi varsa TMO vardır. Bu manada ‘ofis çiftçinin kara gün dostudur’ diye başlamış hikaye. Biz onu daha sonra ‘ofis çiftçinin dostudur’ diye değiştirdik. İyi günde kötü günde her zaman dostuz dedik. Bizim açımızdan iyi bir sezon geçti. Şu an satış dönemi, TMO’nun aldığı stokları sattığı bir dönem. Stoklarımızdan ciddi bir satış yaptık. Devam ediyor. Hasat; önümüzdeki mayıs, haziran aylarında Güneydoğu’dan başlayacak. 2017 yılını bu şekilde özetleyebiliriz.”

Bugün itibariyle Türkiye genelinde hububat ekilişinde bir sorun olmadığını ifade eden Kemaloğlu, “Bitkisel üretimde bizim arzu ettiğimiz yağışı aldı bitki. Dolayısıyla, tarımsal kuraklıktan söz etmek mümkün değil. Böyle giderse nisan, mayıs aylarında Türkiye bereketli bir sezon yaşayacak, bereketli bir üretim yapacak. 2018 yılı hasat dönemine ilişkin bizde hazırlıklarımızı yapıyoruz. Tabi bizim politikamız, rekoltenin ne olacağı, üretimin ne olacağı, piyasa dengelerinin nasıl işleyeceği senaryolarına göre değişiyor” dedi.

“Geçen yıl kuru üzümde rekolte artışı söz konusu oldu” diyen Kemaloğlu, şöyle devam etti: “Yaklaşık 300 bin tonun üzerinde. Hükümet bize müdahale görevi verdi. Fiyatlar 3,5 TL civarına düşmüştü. Çiftçi maliyet hesabıyla 4 TL’nin üzerinde olması gerekiyordu. Biz kuru üzüme kuru üzüm alım göreviyle müdahale ettik. Yaklaşık 5 bin ton gibi bir üzüm aldık. Fiyatımız 4 TL idi. Çok kısa sürede bizim müdahalemizle kuru üzüm fiyatı 4 TL’nin üzerine çıktı. Bize ancak 5 bin ton geldi, üretici fiyatları artırınca piyasada daha iyi fiyata satıyor oldu. Dolayısıyla TMO amacına ulaştı. Şu an kuru üzüm fiyatı 5 TL’nin üzerine çıktı. Biz aldığımız 5 bin ton ürünü de Tarım Kredi, TARİŞ gibi üretici örgütlerine, kooperatiflere sattık. Hatta satarken onlara güzel bir uygulama yaptık. Dedik ki, ‘biz ürünümüzü size veriyoruz ama siz çiftçiden bizden bu satın aldığınız fiyatla daha önce çiftçiye ödediğiniz fiyat arasındaki farkı da ödeyeceksiniz. Benden 4,20’ye 4,30’a kuru üzümü almışsan, çiftçiden de 4,20 4,30’a almış gibi fark ödeyeceksin dedik’. Çiftçi lehine de ikinci bir işlem oldu. Amacına ulaştı bizim açımızdan. Toparlandık, çekildik”.

TMO Fındık fiyatlarına istikrar getirdi

Fındıkta geçen yıl ki rekoltenin 670-675 bin ton civarında olduğunu kaydeden Kemaloğlu, “Tabi ortalamanın üstünde bir rakam. Türkiye’de yıllar itibariyle baktığınızda 500-600 bin ton arası bir fındık üretiliyor. Yine rekolte bol olunca bir fiyat düşüş endişesi yaşanıyor. Hükümet bize görev verdi. 140 bin ton fındık satın aldık. Fındık üreticisine 1,4 milyar TL’ye yakın para ödedik. Ne demek bu rakam? Basit bir ifadeyle rekolte 675 bin tonsa, TMO fındığın yüzde 20’sini satın almış demek. Toplama baktığınızda bu çok ciddi bir rakam. 70 bin civarında Karadenizli fındık üreticisinden fındık aldık. Bu sayı olarak da çok ciddi bir rakam. Eylül ayında girdik, fındık ağustos ayında hasat edilir, kurutulur. Ben de bir fındık üreticisi bir ailenin çocuğuyum. Fındık eylül ayında piyasaya çıkar. 3 ay gibi bir sürede bu kurum 140 bin ton fındığı gece-gündüz bütün personeliyle özverili bir şekilde kaldırdı. Bu bir başarıdır. Bunu bir kurumun genel müdürü olmanın ötesinde o yörenin, üretici bir ailenin çocuğu olarak söylüyorum. Personelin müthiş bir özverisi vardı. Fiyatlarımızı 10 TL levant kalite, 10,5 TL Giresun kalite için açıkladık. Bize göre orada da amacına ulaştı. Şu an biz fındıklarımızı satmaya başladık. 11,5 TL-12,5 TL ve yaklaşık 18 bin ton civarı fındık sattık. Satışlar iyi gidiyor. Dolayısıyla fındık fiyatı arzu ettiğimiz seviyelere geldi. Piyasada bir istikrar sağlandı. Üretici memnuniyeti en azından sağlanmış oldu. Buradaki görevimizi başarıyla yaptığımızı düşünüyoruz” değerlendirmesinde bulundu.

İsmail Kemaloğlu, “Bunu biz değil yöredeki insanlar ve tecrübeli aktörler söylüyor; TMO Genel Müdürlüğü fındığa müdahale etmeseydi fındık fiyatı 7-8 TL idi diyorlar. Biz de böyle değerlendiriyoruz. Niye? Karadeniz insanının, fındık üreticisi insanının 3/2’si gurbette. Aslında fındık bahçesinden irtibatsız yaşıyor. Fındığı kurutup hasat ettiğinde onu ya bir yere bırakacak ya satıp gidecek. Bir anda herkes satmak isteyince piyasa düşüyor. Benzer sorun orada da var. TMO, devreye girmeseydi, manav, tüccar, sanayici bunu sonuna kadar kullanıp, fındığı en ucuza almaya çalışacaktı. Bizimki garantör bir fiyat oldu. 10 TL-10.5 TL, bunun altında fındığınızı satmayın. Bekleyebilen beklesin, daha iyi fiyata satabilecek satsın. Nitekim bugün daha iyi fiyata satabiliyor. Bu manada TMO bir istikrar getirdi. Tüm aktörlere; üreticiye, sanayiciye piyasa alıcı bütün aktörlere. Biz fiyatı o eşikte tutmakla piyasada bir istikrar sağlamış olduk. Önümüzdeki sene için bütün tarafların bu istikrarı göz önüne alarak hareket edeceğini düşünüyoruz. Çünkü fındığı çok ucuza almak isteyenler bugün baktı ki TMO fındığı 11,5-12,5 TL’ye fındık satıyor. Ah keşke fındığı üreticiden daha iyi fiyata satın alsaydık bir miktar daha. Bu manada, üreticiden bekleyebilen ‘keşke bekleseydik bugün fiyatlar daha iyi gibi diyor’. TMO’nun müdahale etmesi herkese bence mesajını verdi. Bugün piyasada bir istikrar var. Ağırlıklı stok TMO’nun elinde. İsteyene satıyor, hasata kadar da epey fındığı satmayı planlıyoruz. Bu çerçevede biz amacına ulaştı diye düşünüyoruz. 70 bin üreticiden fındık satın almışız. Yaklaşık 400 bin kişi arasında ÇKS Fındık Kayıt Sistemi’nde 500 bin üretici görünüyor. Çok önemli bir rakam demek bu” dedi.

Kemaloğlu, fındığın çuvalla satın alındığını belirterek, “Hububat, buğday, arpa tırla, kamyonla satın alınıyor. Bu şu demek: Her bir çuvalı tek tek analiz etmeniz gerekiyor. Bu kadar hamaliyesi, angaryası, iş gücü o kadar yaygın bir ürün ki, bir üretici aynı anda 3 çeşit fındık da getirebiliyor. Yani analizi, işlemi, depolaması çok zahmetli bir ürün. Emek yoğun bir ürün. Bunu yaşayan bu 140 bin ton fındığı 3 ayda TMO’nun alabilmesini çok iyi analiz eder. Onun için çok zor bir görevi bu kurum personeli büyük bir başarıyla yerine getirdi. Bugün bütün o yöreden insanlar fındığın tarafları da TMO’nun bu hakkını teslim ediyor. TMO’nun bu görevi başarıyla yerine getirdiğini söylüyor” şeklinde konuştu.

Türkiye’de ekimden ihracata kadar haşhaşın kontrolü TMO’da

Haşhaşın tamamen BM kontrolünde olan bir ürün olduğunu dile getiren Kemaloğlu, “Türkiye’de ekiminden hasadına işleyip, mamulünün ihracına kadar bütün sürecin TMO tarafından yönetildiği bir ürün haşhaş” dedi. Kemaloğlu, “Çünkü haşhaşı yasa dışı kullandığınızda eroin demektir. Bizim yaklaşık 700 bin dekar alanda bir Türkiye kotasıyla TMO’nun kontrolünde ekilişi, üretimi, hasatı, satın alması, işlenmesi yapılan bir ürün haşhaş. 70 bin civarında çiftçi bu faaliyeti yürütüyor. Haşhaş bizim için biraz da geleneksel bir ürün. Afyon- Bolvadin’de yaklaşık  yıllık 25 bin ton kapasiteli bir fabrikamız var. Oranın ihtiyacı kadar ürünü çiftçilerden alıyoruz, işliyoruz. Aşağı yukarı ortalama 40-50 milyon dolar arasında morfin ve türevleri ihracatı yapıyoruz. Bu haşhaş kapsülü işleniyor, ondan morfin, kodein, fosfoin, sağlıkta kullanılan narkoz gibi tıpta kullanılan ilaç sanayi için hammaddesi oluşturuluyor. Türkiye o manada ihracat yapıyor. Ayrıca haşhaşın içinde bir de tohumlar var. O tohumlar da Hindistan gibi ülkelere özel sektör tarafından ihraç ediliyor. Oradan da yılda 50 milyon dolar gibi Türkiye’nin bir geliri var. Dolayısıyla haşhaş yaklaşık 12-13 ilde daha spesifik bir arenada belirli bir çiftçi kitlesiyle yürüttüğümüz bir faaliyet” şeklinde konuştu.

Kayısı alımı gündeme gelebilir

Piyasadaki dengesizliğe göre alım alanlarının genişleyebildiğine dikkat çeken Kemaloğlu, “Belki kayısı alımı gündeme gelebilir. Gümrük ve Ticaret Bakanımız konuştu ama henüz resmi bir şey yok. Zaman zaman böyle ürünlerde sıkıntı oldukça TMO’nun devreye girmesi gündeme geliyor. Bunun 2 yönü var. Birinci yönü; bu kuruma olan güven. Örneğin, kuru üzüm bizim hiç ihtisasımız olmayan bir ürün. Ama bu kurum, ‘biz yönetiyoruz diye söylemiyorum’, 15 gün içinde organize oluyor, kuru üzüm almaya başlıyor. Fındıkta hükümet görev veriyor, 20 günde organize oluyor, fındık almaya başlıyor. Bu kurumun çok modüler, dinamik, geçmiş kültürüyle, tecrübesiyle çok rahat hareket etme kabiliyeti var. Hükümet de güveniyor, bu bizim açımızdan güzel bir şey. Görev verdiğinde TMO’ya bu görevi yapabilir diyor. İkincisi; alan genişledikçe doğal olarak bu süreç bizi bir yere götürüyor. Türkiye’de adım adım tarım piyasaları topyekün tek elden yöneten düzenleyici bir kurul yapısı. Sanki süreç gittikçe TMO’nun bütün tarım ürünlerini bir yerde yöneten, piyasa düzenleyen bir yapıya doğru gidiyor gibi. Bizi bu gelişmeler de oraya taşıyor. Şu an şu ürüne 2018-2019 yılında gireceğiz demek erken. Gündemde mesela bakliyat var. Bize bakliyatta ithalat yetkisi verilecek. Muhtemelen bakliyat gündemde olabilir. Üzüm, fındık gibi gelişmelere göre şu an net bir şey diyemiyoruz, hükümetin görevlendirmesi kapsamında. Ama TMO Genel Müdürlüğü ilave görevleri de yapabilecek bir yapıda, hazırlıkta. O görünüyor. Gelişmelere göre, arz talep dengesine göre zannederim gündeme gelebilir” değerlendirmesinde bulundu.

TMO Genel Müdürü, kurumun piyasaları takip etmesini nedenleriyle açıkladı: “Biz üreticiden ürünü alıyoruz, ondan sonra piyasayı takip etmek görevimiz. Niye? Hububatı kim kullanıyor? Birincisi, en önemli çıktısı un, ekmek. Dolayısıyla 81 milyon insanın ekmek tüketimi, ekmek fiyatı. İkincisi, yem sanayi. Direkt hayvancılık sektörü yani hububat dediğimiz; mısırı, arpayı, buğdayı hayvancılık sektörü kullanıyor. Bu da sonuçta, sizin bizim et-süt tüketimimiz demek. Fiyatımıza yansıyacak bir şey. Dolayısıyla, TMO sadece üretici kısmını değil, ondan sonraki süreçte piyasa dengelerini de yakından takip ediyor. Piyasada hafif bir daralma olduğunda, eylül-ekim itibariyle tüm stoklarımızı satışa açtık. Dedik ki, kimse endişe duymasın, bizde istediğiniz kadar buğday var dedik. Bütün sektöre açtık. Sonra, bir miktar ithalat yaptık buğdayda, arpada, mısırda. Piyasada darlık hissedilmesin diye. Çok ilginçtir, bu sene buğday fiyatları önemli ölçüde artmadı. TMO’nun uyguladığı politikalarla birlikte un-ekmek fiyatları çok dengeli gitti. Arpada bir açık vardı, talepte bir artış vardı, baktık ihtiyacı karşılayamayacağız, Ekonomi Bakanlığımıza yazdık, vergi sıfırlandı, özel sektöre açıldı. Mesela o da bir politikaydı. Dolayısıyla, özel sektör istediği yerden arpa getirebilir oldu, piyasa dengesi sağlandı. Mısırda baktık talep artıyor, kendimiz ciddi ihracat yaptık, özel sektörün ihtiyacını besledik. Baktık ihtiyacı karşılayamıyorsak yeni önlemler için harekete geçiyoruz. Özetle; TMO, piyasadaki fiyat istikrarı için ne yapması gerekiyorsa, günlük takip ediyor. Bizim burada piyasa takip ekibimiz var. Dünyada, Türkiye’de günlük ne oluyor, ne bitiyor? Ekibimiz sabah akşam bunların raporunu alıyor. Bizde o gelişmelere göre, sektörle de zaten çok yakınız biz. TMO’nun bir ya da bir buçuk ayda bir sektör danışma toplantıları vardır. Bütün tarafları toplarız, piyasada ne oluyor, ne bitiyor, nasıl gelişme var endişe var mı, bir şok ihtimali var mı? Buna dayalı bütün önlemleri de alıyoruz.”

Dünyadaki benzerlerine göre kapasitesi en yüksek kurumlardan biri

TMO’nun dünyadaki benzer kurumlara göre kapasitesi en yüksek olan kurumlardan biri olduğunu kaydeden Kemaloğlu, “Ne demek bu? Dünyada 4 milyon ton depolama kapasitesi olan çok az kurum vardır. TMO’nun hitap ettiği alan bakımından baktığınızda kendi alanında çok önemli bir kurumdur. TMO uluslararası bir kurumdur çünkü TMO’nun politikaları nihayetinde sektörün her şeyini de belirleyebiliyor. Sektörün ihracatına da katkı verebiliyor, onlara da yol gösterebiliyor. Zaman zaman ithalat yapıyoruz, zaman zaman ihracat yapıyoruz. Dünyada çok az kurumda liman kapasitesi olarak TMO’daki kapasite vardır. TMO’da Türkiye’nin 8 noktasında 600 bin tona varan liman kapasitesi var. Dünyada çok az kurumda vardır bu avantajlar. Bunlar müthiş şeylerdir. Kullanabilme, hareket kabiliyeti anlamında. TMO ülkemiz çiftçisinin her şeyidir. Uluslararası arenada TMO alanımızla ilgili örgütlerin üyesidir. Bu açıdan ben TMO’nun uluslararası arenada çok önemli olduğunu düşünüyorum” değerlendirmesinde bulundu.

TMO Genel Müdürü İsmail Kemaloğlu son olarak, TMO’nun kampanyasıyla ekmek israfının önemli ölçüde azaldığını söyledi: “Türkiye’de ekmek israfının ne olduğuna ilişkin bilimsel bir çalışma yoktu. Akademik kadroya bir çalışma yaptırdık. Türkiye’de ilk defa ekmek israfı bilimsel olarak kamuoyu araştırmasıyla bilimsel yöntemlerle ortaya kondu. İlk genel müdürlüğümden sonraki genel müdür arkadaşımız bunu Türkiye geneline yaygın tanıtımlarla ciddi bir kampanyaya dönüştürdü. 2012 ve 2013’de 3 defa araştırma yapıldı. Görüldü ki, Türkiye’de her gün üretilen 100 milyon adete yakın bir ekmek üretimi var. Aşağı yukarı yüzde 5’i israf ediliyor. 6 milyon adete yakın ekmeğin israf edildiği ortaya çıkıyor. Nerede israf ediliyor? Bir; hanelerde ekmeğe ihtiyacımızdan fazla aldığımız görüldü. İki; restoranlarda açıkta ekmek kesiliyor, bir süre sonra bayatlıyor. Üçüncüsü; bayat ekmek, ekmeği kuruyunca kullanamadığımız, nasıl istifade edeceğimizi bilmediğimiz görüldü. Dördüncüsü; fırınlarda müthiş bir fırın enflasyonu, fırınların ihtiyaçtan fazla ekmek ürettiği, satacağı miktarı kestiremediği, kalanı geri aldığı böyle bir tablo gördük. Benden sonra arkadaşlar sağolsun, bütün TMO çalışanları sayın Cumhurbaşkanımızın himayesinde ciddi bir kampanyaya çevirdi bunu. Türkiye’de 900 adete yakın etkinlik yapılmış bu kampanya dahilinde. TMO’nun yaptığı bu çalışma, BM FAO tarafından, örnek kampanyalardan gösterildi. Ne işe yaradı bu çalışma? Özetle, yüzde 20’ye yakın israfta azalma oldu. 1 milyon küsür ekmek adet anlamında günlük israfta azalma oldu. Sorun bitti mi, bitmedi maalesef. Sayın bakanımızın da çok vurguladığı gibi işin geneli aslında gıda israfı baktığınızda topyekün. TMO ekmeği kendi özelinde olduğu için ana faaliyeti olduğu için işledi ama işi biraz daha israfı önleme kampanyasına döndürme ihtiyacı var. Toplumun bu konudaki duyarlılıklarını artırma ihtiyacı var. Yüzde 20 israfın önlenmiş olmasına rağmen bizim kampanyamız devam ediyor. Bakanlıkta da bunun gıda israfını önleme kampanyasına dönüştürülmesi için çalışma var. İnşallah önümüzdeki günlerde TMO da destek verecek buna. Dünyada 1,3 milyar ton gıda israfı var, çok ciddi rakamlar. Bir taraftan 800 milyondan fazla aç insandan bahsediyoruz. Yani bu tablo kesinlikle kabul edebileceğimiz bir tablo değil. Hepimizin bu konuda çok daha duyarlı olmasına ihtiyaç var”.
 
İsmail Kemaloğlu tmo buğday ithalat fındık